HER İNSAN BİR ALEMDİR

her insan bir alemdir ve şüphesiz ALLAH alemlerin Rabbi dir.

Hafıza-i beşer nisyan ile malul dur derler. Evet her zerresiyle bir yaratılış harikası olarak insana unutmak nimeti sunulmuşur, yoksa iliklere kadar hissedilen onca acı ve sıkıntı halinin bedene ve ruhaniyete vereceği hasarın hesabı tutulamazdı.

Bu mevzuya iyi bir bakış açısıyla bakarken aslında içler acısı bir kısmına da dikkat çekmek istiyorum. hepimizin bildiği bir gerçek var ki çağımızda nisyan ın genel olarak fayda sağlayan kısmının üzerimizde etki gösterdiği ve kötülüklerin veya kötü diye nitelendirdiğimiz şeylerin hafızamıza kin olarak kazıdığımız sırtımıza yük olarak bindirdiğimiz bencil bir dünyaya doğduk ve hızla bu hastalığa hepimiz duçar oluyoruz. Kimse iyiliğe dair şeyler biriktirmezken kötü şeyleri bir bir hafızamızda tekrarlayaduruyoruz.

tek yanlışla bütün doğruları yok sayar olduk

Oysa tasavvuf mektebinde tahsilin ilk dersi incitmemek son dersi incinmemektir. incitmemek bir nebze de olsa kolayken ,asıl mesele nefis terbiyesiyle varılan incitmeme meselesidir.Kolay olmadığı ziyadesiyle ortada olan bu mesele için şunları söyleyebilirim ki bu mertebenin lezzeti de herkese nasip olmayacak kadar kıymetlidir ve bunların tamamı firaset meselesidir muhakkak ..

ne güzel demiş şair;

Cihân bâğında ey âkil, budur makbûl-i ins ü cin;

Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!..

hayat bir terbiye yeri muhakkak hiçbir fani mükemmel doğduğunu iddia edemez mükemmel olmakta mümkün değil zira ama mutlak iyiye ulaşma mücadelesi vermek için tam da buradayız .Buradayız ve birbirimizle sınanıyoruz yabancı da değiliz birbimize üstelik hepmizin aynı yerde benzeşen yaraları yaşanmışlıkları var , en çok neye düşkünsek o oranda o şeyden inciniyoruz. Sonrası

Değişiyoruz, öğreniyoruz ,olgunalşıyoruz .

Tam da burada İsmet Özel in bir sözü geliyor aklıma;

‘ yabancı elllerde çitilenmekten korktuğum için bir sıvaydım kendime kendi ellerimde’

kaçımız kendimize sıva oluyoruz sahi ?

sıva olmak için bir tehlikeyle karşı karşıya kalmak mı gerekiyor illa ?

                     başkaları olmadan da kendimizle yüzleşebiliyormuyuz ?

acaba ne kadar haklıyız ne kadar doğru??

ALLAH u TEALA insanın yaradışını Kuran -I Kerim de zikrederken insanın

salsalin kelfehhar: (Gelen selden arta kalıp) dibe çökmüş kuru toprak katmanı ,

balçık

dan yarattığını söylüyor ,yeryüzünde halifesi yapacağı varlık için değerli ve mukaddes bir madde yerine balçığı tercih ediyor Rahman ,daha sonra ona kendi ruhundan üfleyerek yaradılışı tamamlamış oluyor.

Yaradılış bahsinde vurgulanan asıl mesele insanın çift yönlü ( düalist) bir varlık olduğu bir yönüyle balçığa meylettiği diğer bir yönüyle de ALLAH ın ruhaniyetine tutunup yücelmeye meyilli olması.

Tam olarak bütün hikayemiz burada başlıyor aslolan kendimize bir sıva olup kamil insan olabilmekte

herkes kusur sahibi herkes bir yönüyle kendi içinde kendi özellikleriyle sınanıyor , balçığa meyledip yerinde durmak çirkinleşmek ve çirkinliğe meyletmek şüphesiz en kolayı

önemli olan o yücelik vasfına tutunup kendimizi törpülememiz değil mi ??

Dünya çok küçük hayat çok kısa resmin küçük bir bir kısmına takılıp tablonun tamamını görememek, yanlış yerlerde yorulup yerinde saymak kin gütmek savaşla beslenmek bizi kötü bir toprak parçasından bile aşağı bir seviyeye getirebiliyorken neden ?

Neden değersiz olmak için verdiğimiz bu uğraş?

hücresel olarak bile her yedi yılda bir değişim sürecine giriyoruz ve her hücremiz yeniden yaratılıyorken bu durağanlık bu bencillik bu vurdumduymazlık bizi bizden alıkoyuyor bizi bizle oyalıyor.

etrafta suçlu aramak yerine kendi kendimize dönebiliriz

kusuru herkesten önce kendimizde arayabiliriz.

Her an hücrelerimiz bile yenilenebiliyorken elimizi cebimizden çıkarıp bu bozuk düzene el atabiliriz

Önce incitmemeyi öğrenip sonra incinmemeye gayret ederek gönül yıkmak yerine yıkılmış gönüllere dokunabiliriz.

Müjde edilen o insan ı kamil neden biz değiliz ?

zor değil iyi bir alışkanlık edinirse kalbimiz

                                                                 inanıyorum

zor değil….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir